SAMSUNSPOR ŞİRKETLEŞİRKEN DOĞRULAR, YANLIŞLAR...
Reklam
Reklam
Tactician

Tactician

SAMSUNSPOR ŞİRKETLEŞİRKEN DOĞRULAR, YANLIŞLAR...

13 Ocak 2020 - 13:16

Samsunspor yönetimindeki çalkantılı günlerin akabinde değişim sürecine dair ufak bir iki fikir aktarımı yapmıştım önceki yazılarımda. Bunun devamında da gördüğüm tabloyu daha geniş bir perspektiften okuyacağımı ve bununla alakalı da çalıştığımı dile getirmiştim. Fakat iş yoğunluğum sebebi ile buna fırsat bulamadım. Dün oynadığımız Gümüşhanespor maçı değerlendirmelerimize başlamadan önce yukarıda bahsettiğim futbol yönetimindeki geçiş sürecine dair fikri notlarımı aktararak konuyu saha içerisindeki pozitif değişime bağlamak isterim müsaadenizle.

 

İsmail Uyanık’ın ağzından yıllar önce ilk kez şirketleşme fikrini duyduğumuzda heyecanlanmıştık. Başkan o zaman da, hitap ettiği kişileri olağan biçimde etkilemişti. Türk futbolunun mevcut problemlerini yakinen gözlemlemiş, dernek üzerinden yürütülen bir futbol yönetim biçiminin beraberinde getirdiği aksaklıkları birinci elden yaşamış birisiydi. Bu noktada ortaya koyduğu vizyon ise tek kelime ile mükemmeldi. Belki ütopik ama kağıt üstünde en ideal haliydi.

 

Bu modele göre, futbol işini, ticaret olarak gören ana hissedar bir grup iş adamı havuzundan oluşacak, şehrin önemli STK’ları ve Samsunspor Derneği'nin kendisi bu şirkette pay sahibi olacak; daha da ötesi ve belki de en önemlisi, şehrinin takımına gönlünü vermiş on binlerce taraftar için de şirketin hissedarı olması imkanı oluşturulacaktı. Taraftarlar için ayrılan hisseler, şirketin ana sözleşmesi ile, "satılamaz, devir edilemez" şekilde düzenlenecek, taraftarların bir gurur nişanesi gibi çerçeveletip duvarlarına asacakları bir hisse kağıdından ibaret olacaktı. Bu sayede şehrin bizatihi kendisi ile ve taraftarlarıyla iç içe geçmiş bir şirket-kulüp modeli ortaya çıkarılacaktı.

 

Yıllar geçti, İsmail Başkan geri döndü ve hayal ettiği haliyle şirketleşme modelini kongreden büyük bir onay alarak resmileştirdi. Yaşanan onca sıkıntılı ve çalkantılı buhran günlerinin peşine kurtarıcı gibi gelen İsmail Uyanık ve finans ortağı Yüksel Yıldırım camia tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu noktada şirketleşme modeli İsmail Başkan'ın geçmişte ortaya koyduğu vizyondan farklı bir şekilde uygulamaya kondu. Daha önce de ismi geçen ve fakat aile üyelerinden (ortaklarından) onay alamayan Yüksel Yıldırım bu kez kardeşi ile birlikte hissedar oldu ve Samsunspor FK’nın adımları atıldı.

 

Bundan sonraki süreçte, olaya başından beri mesafeli duran Ali Rıza Yıldırım ortaklıktan çekildi ve onun hisseleri de Yüksel Yıldırım’a geçti. İsmail Uyanık ile Yüksel Yıldırım arasındaki hisse dağılımı; maaş konuları vb gibi bir çok konu ortaya döküldü zaten; bu kısmı ileri sarıyorum.

 

Bu noktada fikri mülahaza ile devam ederek; bu ikili neyi yapsa idi daha doğru olurdu; dün neler doğru yapıldı, neler yanlış yapıldı ve bundan sonra bizi ne bekliyor gibi konulara değinmek isterim.

 

Öncelikle ilk sene oluşan kaotik ortam ile başlamak isterim. İlk düğme yanlış iliklenirse ne olacağına dair herkesin bildiği artık klişeleşen ama bu durumu da bundan daha iyi özetleyecek bir benzetme olmadığından yine bu metaforla ifade etmek lazım. Atılan ilk adımlardaki plansızlık ve ortaya konan dağınık yönetim biçimi sonrasında bir çok problemi beraberinde getirdi. Bizim ilk sene kendi kendimize oluştuğumuz yüksek beklentiler ile herhangi bir master plana dayanmayan kaotik geçiş süreci yaşananların tetikleyicisi idi. Daha birinci günden itibaren çizilen pembe hayaller, maddi kaynağın getirdiği şımarıklık hali, aynı anda onlarca şeyi yapacağımıza dair sıkıntılı bir özgüven ve en önemlisi doğru yönetim takımının oluşturulamaması.

 

Ne demek bu? Açalım... 

 

Bir kere; daha birinci günden yeni şirketin bütçe çalışmaları ile işe başlanması gerekirdi. Transferler ile değil. Futbol endüstrisi gibi bütün akbabaların üşüştüğü bir ortamda limitlerinizi belli etmezseniz hem borç temizliğinde hem de yeni transferlerde karşınızdaki piranalar cebinizdeki son kuruşa kadar almaya çalışırlar. Hak ettiklerinin çok fazlasını aldılar da zaten günün sonunda. Bu yaptıklarının hatalı bir iş olduğunu İsmail Başkan da bir basın toplantısında ifade etmişti hatırlarsanız.

 

Hiçbir kaynak limitsiz değildir. Öncelikli iş hudutları çizmek, doğru bir master plan ortaya koymak ve belli bütçeler dahilinde hareket etmek olmalıydı. Bu şekilde taraftar beklentileri de kontrol altında tutulabilir, içeride hem personel hem de oyuncu grubu anlamında ortaya çıkan kakafoni oluşmaz idi. Zira, kulübe personel ve futbolcu anlamında gelen giden sayısı içeride bir huzur ortamı tesis edilmesini imkansız hale getirir bir hale gelmişti.

 

Bizi başarıya götürecek profesyonel futbol yönetimi için ilk etapta doğru adımlar atılsa da; İsmail Başkan’ın kendi ifadelerinden de analiz edilebileceği üzere kendisi, futbol yönetiminde tek söz sahibi olmak, bu işi profesyonel manada öğrenmek ve yapmak; belki de bu sayede holding tarafındaki ağırlığını daima korumak amacıyla kariyerli ve bilgili isimler ile anlaşıp onlara yetki vermek istemedi. Bu, futbol derinliğine sahip kişilerin yaptıklarını kolaylıkla yapabileceğine kendini inandırdığı derin bir özgüvene sahipti belki de. Halbuki, şehir şirketleşme modelinde yukarıda ifade etmeye çalıştığım haliyle şirket içerisinde şehrin de pay sahibi olması gerektiği konusundaki misyonu kendisine büyük bir güvenle emanet etmişti. Camianın romantik tarafının temsilcisi gibi görünüyordu. Bu titr ile kendi liderliğine ve vizyonuna uygun biçimde, iyi ve kalifiye adamlar ile çalışmak, onlara işlerini yapması için uygun ortamı oluşturmak yönünde bir yönetim anlayışı gerçekleştirmeli idi. Belki de eski günlerin nostaljik duygusallığı ile etrafına onlarca kişi toplamak ve onları idare etmek kolaycılığına kaçtı.

 

İçerideki kaotik kalabalık, yükselen beklentiler ve futbol yönetimine dair yanlış tercihler başarısızlığı beraberinde getirdi. En ufak sıkıntı stresi artırdı, her stres artışı başarısızlığı tetikledi ve bu durum sonunda bir kısır döngü halini aldı. Neticede bu kötü ortam ve beraberinde gelen başarısızlık, iki ortak arasında da ilişkilerin sorgulanmasına neden oldu.

 

Bugün artık şirketin tek sahibi Yüksel Yıldırım. Fakat kendisi ifade ettiği gibi Samsunspor’un sahibi değil. Samsunspor Futbol Kulübü Anonim Şirketinin sahibi. Ortaya koyduğu dobra tavır, iyi bir tüccardan beklenen çıkışlar alkış topluyor haliyle. Böylesi bir ortamda da milyonlarca lira kaynak ortaya koyması kendisinin kredibilitesini fevkalade artırıyor. Fakat yine de Yüksel Başkan camianın ve taraftarların hassasiyetlerini anlayarak daha doğru bir dil oluşturmalı kanaatindeyim.

 

Özellikle son on yılda iş dünyasında katettiği mesafeye rağmen bilinirlik noktasında dönüm noktasının Samsunspor’a yaptığı yatırımın oluşturduğunun kendisi de farkındadır sanıyorum. Şehrin kendisini tanımadığını ve yakın zamanda öğreneceğine dair birkaç kez yaptığı çıkış bu görüşü destekler niltelikte. Dünya görüşü, güçlü ilişkileri, çalışkan yapısı ve finansal anlamda ortaya koyabilecekleri ile çok şey vaat ediyor aslında. Geçen seneden çıkarılan derslere ve öğrenilmişliklere rağmen, yeni bir çok şeyi ve sıkıntıyı tecrübe etmeye devam edecektir. Bu öğrendikleri ile de kim bilir kendisi spor endüstrisinde de önemli işler yapan bir şirket oluşturabilir ve özellikle Amerikalı şirketlerin İngiltere’de yakaladıkları ticari başarının bir benzerini kendisi de yakalayabilir.

 

Camiadan kopmadan, tüm şehrin, Samsunspor taraftarlarının ve bu takıma sempati besleyen gönüldaşların tamamını kucaklayacak bir yönetim dili ortaya çıkarmanın uzun vadeli ve kalıcı başarı için kritik bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Altınordu, Başakşehir ve yurtiçi-yurtdışı bir çok örneğinde görebileceğiniz gibi futbol endüstrisi ancak camia olgusunun üzerinde yeşerebilecek bir yapıya sahip. Diğer bir çok ticari endüstriden farklı olarak, sadece para-çokomel ilişkisi ile anlamlandıralamayacak belki de yegane endüstri. Bu noktada, Yüksel Bey Samsunspor hisselerinin bir kısmını yazının başlarında ifade ettiğim haliyle Samsunspor’u sevenlere açmayı düşünmelidir de... 

 

Artık çatlak seslerin ortadan kalktığı, başarı için daha uygun bir ortam oluştuğu kesin. Bu huzur ortamında ayakları yere basan, realistik ve uzun vadeli planların resmedilip hayata geçirilmesi arzusundayız. Devre arasında transfere yönelik atılan adımların da doğru bir yönetim anlayışının benimsenmeye başlandığını gösteriyor. Futbol yönetimi anlamında da kaliteli isimler ile uzun vadeli bir kadronun altyapısı yapılmalıdır. Gerek altyapı gerekse de ana yarışmacı takım çerçevesinde uzun vadeli planlar ince ince işlenmelidir.

 

Ertuğrul Hoca'nın takımın başına getirilmesi ve kendisi ile 5 yıllık sözleşme imzalanması az evvel ifade ettiğim master plan çerçevesinde doğru bir tercih olarak alkışı hak ediyor. Hocanın gelişi ile birlikte takımdaki disiplinsizlik ortamı bir anda kesildi. Objektif değerlendirmeler ile de takımdan gönderilmesi gereken isimler doğru biçimde tespit edildi ve takımdaki kalite seviyesi ortalaması yukarı çekildi. Takımdaki oyunculara ciddiyet geldi; fizik kondisyon ve mental kondisyon her geçen gün daha iyi seviyelere taşındı.

 

Gümüşhane maçının temel analizini de yine bu disiplin üzerinden yapmak ve alınan skoru takım içi birlikteliğe bağlayarak okumak doğru olacaktır. Bireysel katkıların ve performansların ötesinde takım halinde maçı kazanma arzusu, ekip halinde hareket etme isteği ve saha içi yardımlaşma maçı kazandırdı. Son bir buçuk yıl içerisinde yaşananları bir kenara bırakırsak, takım içerisindeki otorite boşluğunun giderilmesi ve uzun zamandır beklediğimiz liderliğin gelmesi bizi son derece mutlu etti. Sene sonuna kadar orada kalmak ve ait olduğumuz yerlere bir an önce dönmek ümidiyle…

 

Dip not: Maçın teknik analizini de yarın yayınlayacağım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum