BATSIN BU GEMİ!..


1900 yılıdır. Virginian adındaki transatlantik göçmen gemisinde makinist olan Danny Boodman, geminin restoran kısmında terk edilmiş bir bebek bulur ve büyütmeye karar verir. 
Ve film başlar.
Tim Roth başrol oyuncusu… 
Karaya hiç ayak basmadığı halde gitmiş, görmüş, gezmiş, yaşamış gibidir.
Tarantino filmlerinden de alışık olduğumuz ünlü oyuncu, yaşamı piyanonun tuşlarıyla özümseyen, insanların hareketlerini, tavırlarını müziğine yansıtan bir piyanist rolünde. İnsan karakterini ve davranışlarını notalara yansıtarak, müziği ve yaşama dair bakışıyla çevresindekilere ve bizlere müziğini sevdirmiştir.
Dünya ne kadar büyük olursa olsun, bu sınırların ötesinde kendisine göre  bir dünya kurar.
Bu dünya yaşama olan bakış açısıdır.
Bilinçli ve duyarlı yaşamak, yaşamı anlamlı kılmak, içgüdüsel bir durum,  bir ihtiyaçtı onun için…
Virginian yaşlandıkça yaşlanır…
Herkes gider, geriye bir tek o kalır…
Keyifli bir film 1900 EFSANESİ!..
Bir o kadar anlamlı ve bir o kadar düşündürücü.
Otur düşün yani. Ve sonra artık düşünme, boşver!..
Hepimizin bir rotası var.
Benim gibi… Senin gibi… Herkes gibi…
Rıfat Ilgaz gibi:
Arada bir düşündüğüm oluyor:
Var mıyım, yok muyum ben de,
Bu yeryüzünde?
Nasıl mı yaşıyorum?
Bu da mı sorun!
Yaşıyorum ya siz ona bakın!
Gençken bir şiirimde,
‘İş doğmakta değil!’ demiştim,
"Gelmişken yaşamakta!..’
Aynen öyle, dostlar.
Sana da söylüyorum Caner’im, aynen öyle, marifet gelmişken yaşamakta!
‘Yeniden dünyaya gelsem, şu ana kadar ne yaptıysam aynı şeyleri yine yapardım. Yine şiirler, öyküler, romanlar yazar yanlışlıklara karşı dururdum’ diyen ‘40 Kuşağı’nın Üstadı’ ne diyorsa doğrudur.
Batsın bu dünya be…
Benim de hayat gemim suda yüzerken rotayı arada bir kendi akışına bıraktığım ve bazen de gemiyi batırmayı düşündüğüm zamanlar olmuyor değil.
Batsın mı bu gemi, ne dersiniz?..
Khoda hafez (Allaha ısmarladık)